Artık bunlara pek takılmıyorum... Çünkü, benim için, değerini ve anlamını, tarif etmemin pek kolay olmadığı bir insanı, babamı, kaybettim... Bizi tanıyan tanımayan birçok yakının dost sıcaklığı arasında ve yaramızın derinliğini anlayamadan dün onu toprağa verdik...
Sık sık "Oğlum benimle uğraşmayın, ben yaşayacağım yaşadım, göreceğimi gördüm" dese de iyileşeceğine dair umutlarımız bizi ayakta tutuyor, tedavisini sürdürüyorduk. Ağır bir tedavinin bir iç bıkkınlığıyla birlikte sonunu hazırladığını görememişiz. Hayatı boyunca nezle olmamış güçlü bir insanın "Yeter artık buraya kadar" demesi ve noktayı koyması oldu babamın ölümü... Kuşkusuz ecel, vade vs. havada uçuşan sözler, dini vecibelerin ardından tam arzu edeceği gibi güzel bir ağaç gölgesinin altındaki son dinlenme yerine defnettik kendisini...
Babam bir anlamsızlık gördüğünde lafı uzatmayı sevmezdi. Bu kez de öyle oldu.
Onunla ilgili öyle çok anı yüklüyüm ki, şu anda doğru ifade etmem mümkün değil, çünkü her şey ağır bir duygusallık altında ezilecektir.
Doğaya olan sevgim ve hayranlığımın kaynağı babamdır; bazı insanların çiğlik ve ikiyüzlülüklerine rağmen sabırlı ve geniş olabilmeyi ondan öğrendim. Riyakarlık ve art niyet karşısında adeta "sinirlerimin alınmış" olması, babamın Bektaşi ruhundan bize yansıyan bir mirastır. "Tevazu gösterme sahi sanırlar" gibi birçok sözünü ise kendi çocuklarıma da aşılamaya çalıştım. Tuhaf ve uyduruk sözlerle bizleri güldürmesi ama derdini anlatırken on ikiden vurması beni her zaman şaşırtmıştır:
"Kıçtan takma motor olur ama sonradan takma akıl olmaz"...
Nasıl anlatabilirim ki onu? Ellili yaşların ortasına doğru kendimi hala Hasanpaşa'daki evimizden İncirli Bostan'daki bahçemize giderken hayal ediyorum. İkimiz de kasketlerimiz başımızda yaz güneşinin yakıcılığına rağmen temiz hava ve sessizliğin keyfini sürüyoruz. Ben muhtemelen ilkokula yeni başladım veya başlayacağım. Onun sefertasını sağ elimde taşımak kuşkusuz bu çocuğu büyük adam yapıyor, sol elimle ise o zaman bana çok kocaman görünen bu adamın sıcak ve büyük elini tutuyorum. Sağmıızda solumuzda incir ağaçları söğütler... Yolun alt yanında dere kenarında gölgeli bahçeler içinde evleri geride bırakarak sohbet ede ede yol alıyoruz. Yolun üst yanında büyük ve devasa bir hurdalığın metalik motor sesi çalınıyor kulağıma... Kağıtlardan metallerden devasa yığınlar arasında iri yarı atletli bir adamın canavara benzeyen bir makinayı çalıştırması bana tuhaf, ürkünç ama heyecanlı bir iş gibi geliyor. Babamsa bitmek bilmez hikayeleri, şakaları ile beni daima güldürüyor... Kasketimin gölgesi yüzüme düşerken herhalde ben de çok eğleniyorum ki, ağız dolusu gülüyorum ara sıra başımı okşuyor. Birazdan ana yoldan saparak yine söğütlerin ve çınarların tamamen gölgelediği dar bir yola gireceğiz, sazlıklar ve yeşillikler arasında serin serin akan tertemiz bir dereyi taşların üzerine dikkatlice basarak geçeceğiz. Her zamanki gibi ben sefertasını dikkatlice yere koyup bir sopa yüzdürmenin telaşına düşeceğim, o da Birinci'sini çıkartıp yakacak, o kısa molada hayallerini benimle paylaşacak... Sonra geç kalmamak için şakacıktan beni paylayarak yine yola düşmemizi isteyecek.
Toprak yolda gördüğümüz S şeklindeki izlerin su başına inen yılanlara ait olduğunu, tavşanların niye yokuş yukarı hızlı koştuğu halde usta avcıların onları inerken beklediklerini, rahmetli babaannemin tek kelime Türkçe öğrenmeden tek başına dört çocuğu nasıl büyüttüğünü, büyükbabamın devasa bir çakalı vurduktan sonra diğerlerine ibret olsun diye aylarca leşini yamaçta bıraktığını ve çakalların dağbaşında sayılabilecek yerdeki eve bir daha yaklaşamadığını, Kadıköy'ün köy halini, vb. yüzlerce şeyi dinlediğim, daha sonradan da çok kez dinlediğim halde bıkmadığım sevgili babamla nihayet bostanımıza geldiğimizde o işine bakacak, ben de oyunlarıma dalacağım.
Son derece olağan bir şekilde bizler de bu ülkede büyük çoğunluğun yaşadığı gibi sayısız sıkıntı, yoksunluk ve dert arasında, küçük mutluluklar, düşlerimize yaklaştığımız güzel anlar yakalama ve paylaşma şansına sahip olduk. Ancak sonunda şunu fark ettim ki, bütün yaşanan hayhuydan geriye bana kalan tek bir gerçeklik varmış: O da, o sıcak yaz güneşi altında o toprak yolda kasketlerimizi devirmiş bir şekilde baba oğul unutulmaz bir sohbetin keyfini çıkartıyor olmamız...
Beni yaşam boyu dirençli ve umutlu kılan gerçek duygu budur.
Onu yine şu an yattığı yerdeki ağacın altında her zaman yaptığı gibi yan gelip uzanmış bir şekilde, bize bitmek tükenmek bilmez hikayelerini anlatırken düşlüyorum. Günün birinde sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğimizi biliyorum. Rahat uyu koca Arnavut...


Sevgili Yücel,
YanıtlaSilÖncelikle varlığını her yerde cap canlı göreceğin,bir insanı yitirmenin acısı için ne denir bilmiyorum.Ama biliyorum ki onun hikayeleri hiç bitmeyecek, kuşaktan kuşağa akacacak, yaşayacak.. Bana kadar ulaşacak, şimdi olduğu gibi. Yüreğine, kalemine, sağlık , paylaşımın için çok teşekkürler.Devamını da bekliyoruz, geriye anılar kaldı, anılarının önünde saygıyla eğiliyorum, yaşam sağ olsun, canın sağ olsun diyorum. Sevgilerimle ALEV
Sevgili Alev,
SilGüzel dileklerin için ne desem az... Bizi birarada tutan şey sevgidir, bu duyguyu yitirmememek lazım...
Çok teşekkürler,
O'ndan size kalanların birazını da olsa, evlatlarınıza ve benim gibi, O'nu yeterince tanıma şansı bulamamış sevenlerine aktarma inceliğiyle ve samimi duygularla yüklü bu satırları yazmakla ne iyi etmişsiniz... Yüreğinize sağlık Yücel Ağabey; sohbetinize kaldığınız yerden devam edeceğiniz güne dek, O huzur içinde yatsın ve siz sağlıkla yaşayın... En derin saygılarımla; Itır...
YanıtlaSilKardeşim Itır,
SilYazı kendimi ifade edebilmek için tek yol... Günlük konuşmalarda sözler boğazıma takılırken kelam ya eksik, ya çiğ kalıyor... Teşekkür ederim...
Evet... "Kalem" gerçekten, pek çok anlamda insanın kadim dostu... Sevgiyle..
YanıtlaSilYücel Ağabey,
YanıtlaSilBaşınız sağolsun. Özlemin azı çoğu yok gibi. Umarım senin "koca Arnavut" ile geçirdiğin "an"ların benzerlerini kendi evlatlarımızla da geçirebiliriz. Mekanı cennet olsun.
Burak
Dilerim öyle olur Burak... Ki seni tanıdığım kadarıyla mutlaka olur... Her şey için teşekkürler...
YanıtlaSilYücel Bey,
YanıtlaSilBaba-oğul sohbetininin tadını çok iyi hissettim yazınızı okurken. Ben de rahmetli babacığımla -toprak bir yolda değil ama denizde- benzer şeyleri yaşamıştım. Hayatımdaki birçok durum için hatırladığım bir lafı/nasihatını olmuştur. Dilerim çocuklarımız da bizleri aynı sevgi ve sıcaklıkla anarlar. Başınız sağolsun. Nurlar içinde yatsın babalarımız..
Saygıyla,
Ayşe Hanım,
YanıtlaSilÇok naziksiniz. Teşekkür ederim... Sevgiler...